Yalancının Mumu Yatsıya Kadar!

Pembesini çıkardılar yalanın, allısını pullusunu… İyilik için söylenen minik yalanlar dediler, masum göstererek kurdular tuzaklarını… Ufak yalan dediler, bundan bir şey olmaz dediler, zehri elle vermeyi değil yavaş yavaş kana karıştırmayı tercih ettiler… Ve biz tüm bu oyunun pençesine düştüğümüzü bile anlamadık çoğu zaman. Ufaktan ortaya, ortadan büyüğe attılar yalanların kuyusuna…

Oysa düşmanın ahdi vardı, bu toprakları tüfekle okla değil içten fethetmeye… Biz bilmesekte onlar iyi biliyorlardı 1,5 milyar müslümanın hepsi doğru sözlü olsa ve yalanı dudaklarına hiç bulaştırmasa dünyada Müslüman olmayan kimse kalmazdı, biliyorlardı… Bunu bizlerden daha iyi idrak etmişlerdi. Tarihin her kesitinde olduğu gibi kaleyi içten fethetmeyi ilke edinmişlerdi… Onlar tuzak kuruyorlardı, ama asıl tuzak kuranı unutmuşlardı…

Ellerinde olsa tüm siyer kitaplarını kaldırırlardı. Neden mi? Çünkü bizim alemlere rahmet peygamberimizi düşmanları bile El- Emin diye tanırdı.. Hani o Safa tepesindeyken sormuştu onlara “ Size şu tepenin ardında saldırmayı bekleyen bir düşman ordusu olduğunu söylesem bana inanır mısınız ?”.  Tereddüt etmeden döküldü Mekke’nin halkından kelimeler “Elbette,   sen Muhammed’Ül- Emin’sin. Bugüne kadar hiç yalan söylediğini işitmedik”… Biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Yalanın ne tozuna ne de pembesine bulaşmayıp, her yalanın peşi sıra birbirini çektiğini bilen bir peygamber…

Münker ve Nekir sormadan sana, sen sor vicdanına, hangi yalan makbere kadar sürmüş… Hani der ya büyüklerimiz, yalancının mumu yatsıya kadar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.